AH TRAFİK VAH TRAFİK – 2

    Selamlar sevgili dostlar, Bu yazının ilk bölümünde ikinci yazı için biraz ayrıntılı, azıcık da analizli ve sentezli olacak demiştim

 

 

Selamlar sevgili dostlar,

Bu yazının ilk bölümünde ikinci yazı için biraz ayrıntılı, azıcık da analizli ve sentezli olacak demiştim.         Sözümüzü tutalım ve önce sigortacılığın geçmişine dönük biraz bilgi ile AB süreci ve analiz sentez yapalım.

Yazıma S. Yalçın’ın bir yazısından aldığım Marx ve Engels’in ortak bir sözünü yazarak başlamak istiyorum.                          MESELENİN / MESELELERİN İKTİSADİ DERİNLİĞİ BİLİNMEDEN BU İŞLER ÖYLE KOLAY KAVRANMAZ

Sigorta sektörünün geçmişi, dünyadaki birçok iş sektöründen daha eskidir. Dünyada sigortacılığa benzer ilk uygulamalara günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Babiller’de rastlanmaktadır. Daha sonra sigortacılığın ilk yazılı kanun metinlerine Hammurabi Kanunlarında rastlıyoruz. Bu kanunların en büyük özelliği haydutların saldırısına uğrayan kervanların zararlarının bütün diğer kervanlar arasında paylaşılmasını öngörmeseydi ki bu, tehlike paylaşmasının kara taşımacılığındaki ilk örneğidir ama sigortadaki asıl gelişme, gemilerin gelişmesi güçlenmesi, haritacılığın gelişmesi ve de pusulanın bulunmasıyla coğrafi keşiflerin başlamasıdır. Yeni yerlerin keşfiyle başlayan yeni ticaret yollarının oluşması ve doğal olarak mallarını korumak isteyen tüccarların çoğalmasıyla Sigortacılık gelişmeye başlamıştır…

Görüldüğü üzere sigortacılık ilk önce deniz taşıtları ve gemiler için, sonra mürettebat için gelişerek şekil almış ve sanayi devriminden sonra hayatımıza giren makineler ve de motorlu araçlar sayesinde karaya çıkmıştır.

Kara araçlarının gelişimi ve çoğalmasıyla da kasko ve zorunlu trafik sigortaları hayatımıza girmiş ve bugün özellikle trafik sigortalarının fiyatları ve uygulamaları başımızı ağartan bir durum almıştır.

Gelelim AB meselesine ve bizi ilgilendiren kısmına.

AB, ikincil mevzuatı çerçevesinde, sigorta aracıları için bugüne kadar ilki 13. 12. 1976 tarihli Konsey Direktifi, 18. 12. 1991 tarihli Komisyon Tavsiyesi ve 2002/92 sayılı 09. 12. 2002 tarihli Avrupa Parlamentosu Konsey Direktifi olmak üzere iki konsey ve bir parlamento direktifi yayınlanmıştır.

Bu direktiflere göre; sigortacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketler iki kısma ayrılmıştır.

Sigorta Aracısı  ( insurance intermediare )    /    Reasürans Aracısı ( reinsurance intermediare )

 

AB, üye ve aday devletlerin esas olarak 2002/92 sayılı Direktife uyumunun gerçekleştirilmesini amaçlıyor ve bu konuda kesin yaptırımlar getiriyor. Bu kapsamda AB ve aday ülkelerin sigortacılık faaliyetlerinin ortak hale getirilmesi maksadıyla bazı başlıklar belirleniyor. Bu başlıklar;

1- Mevzuatın Yakınlaştırılması         2- Hukuksal Yakınlaştırma       3- Sigorta Şirketlerinin Serbest Dolaşımı

Bu başlıkların en önemli 3.maddedir. Nedeni de, bu madde sayesinde, sigorta şirketlerinin üye ülkelerde ve aday ülkelerde serbestçe iş yapılabilmesinin önünün açılmasıdır.

Diyeceksiniz ki ne var bunda.

Şöyle ki; her hangi bir sigorta şirketi, üye ve aday ülkelerde sigorta işi yapabilmek için, bir sigorta şirketi genel müdürlüğü açmadan sadece aracılar ya da diğer satış kanalları üzerinden satış yapabilir. Yani sigortalının gerçek muhatabı olan sigorta şirketi o ülkede olmayabilir ama bu satış yapmasına engel değildir.

Şimdi de, bize ne? bundan diyeceksiniz. Bizde durum bu değil ki !!! şimdilik kaydıyla haklısınız ama,                 3 Ekim 2005 tarihi itibariyle ülkemiz, Türkiye – AB’ne Ortaklık sürecinin başlanası için bir sözleşme imzalamış ve AB’ne girmek adına, aday ülke statüsü kazanmıştır.

Doğal olarak da AP’nun aldığı tavsiye ve direktif kararları bizi de bağlar duruma gelmiştir. Zaten bu tarihten sonra yapılan yeni sigortacılık yasası da AB direktifleri ve mevzuatı dikkate alınarak yapılmıştır.

Bana göre; çıkarılan bu yasa, birçok açıdan, özellikle sigorta acenteleri açısından, bekleneni sağlayamamış, birçok konuda sadece sigorta şirketlerini koruyan maddelerden oluşmuştur.

Zamanında, bu Serbest Dolaşım mevzusunu eski Sigortacılık Genel Müdürü olan Dr. Ahmet GENÇ’e sormuştum ve bana gururla ‘’biz bunu kabul etmedik’’ demişti. Ancak atladığı bir şey vardı. O gün için kabul etmesek de zamanı geldiğinde kabul edeceğiz. Aslında ülkedeki sigorta şirketlerinin hareketlerine bakılacak olursa, 2005 tarihinden sonra yabancı sigorta şirketlerinin Türk sigorta şirketlerini hızlı bir biçimde ya satın aldıklarını ya da başta ortaklığa gidip 2011 yılında değiştirilen TTK’dan sonra sağlanan mevzuat gereği, şirketlerin tamamını satın alarak Türk ortaklarından kurtulduğunu görürüz ki, bunun üzerinde durmalı ve düşünmeliyiz.

Başta herkes; yabancıların daha doğru bir söylemle, yabancı sermaye, sektöre girdiği için sevinmişti, ama gelinen noktaya baktığımızda pekte hayırlı olmadığını şimdi görüyoruz ve bazılarımız da piyasada oluşan garabeti anlıyoruz da.

Söylemek isterim ki, ben baştan beri sigortacılık sektöründe yabancı hâkimiyetine karşı oldum ve defaten bu görüşümü de söyledim. Yabancı sermayenin Özellikle Türkiye’deki sigorta şirketlerine %100 sahip olmalarına da karşı çıkmışımdır. Nedeni de, bizim pazarımızdan kazandıkları parayı kendi ülkelerine aktarmaktadırlar. Bir de reasürans için de bu şirketlere ayrıca para ödüyoruz. Yanı bizim piyasamızdan duble kazanç sağlamış oluyorlar. Görüleceği üzere mis gibi bir kazanç olmuş oluyor kendileri ve ülkeleri için. Aktarılan paralar da öyle küçük paralar değil. Milyon ya da milyar dolar. UNUTMAYALIM…

Bu gün ülkemizde yaşanan Trafik Sigortalarındaki Fiyat Kaosu bile haklı olduğumun kanıtıdır. Kaldı ki, şirketlerin sigorta acenteleri ve sigortalılar üzerinde yaptıkları keyfi uygulamalar da bunun bir kanıtıdır.

Ayrıca şirketler yabancı olunca verilen teminatlarla, verilmeyen teminatlara bakmamızın da doğru olacağı kanaatindeyim. Bunu söylüyorum çünkü anlamsız ve keyfi olarak poliçe retleri verilmeye çokça rastlanmaya başladı sektörde.

Bununla birlikte yapılacak olan büyük yatırımlarda verilmeyen sigorta teminatları yüzünden işlerin aksadığı ya da tamamen yapılamadı durumlarının ülkemizde yaşanmaya başlandığının da örneklerini görmeye başladık. Bölgesel anlamda keyfi olarak kırmızı çizgiler oluşturulmaya başladı şirketler. Ya acentelik vermiyorlar ya da riskin yüksekliğini bahane edip poliçe kesmiyorlar,

Diyelim ve lafı daha fazla uzatmadan yazımıza burada ŞİMDİLİK kaydıyla son verelim.  Bir sonraki yazımızda Trafik Sigortalarındaki duruma bakıp, sigorta sektöründe neden bu duruma gelinmiştir ? sorusunun kendimizce izahını ve açıklamasını dilimiz döndüğünce sizlere anlatarak bu yazı dizisini de sonlandırırız.

 

Sevgiyle kalın.

Mehmet İSEL